top of page

Toprağın Hatırası ....

3 Mart 2013 Iğdır - Yaycı Köyü
3 Mart 2013 Iğdır - Yaycı Köyü


Bir zamanlar bu köyde evler topraktandı.

Kerpiçten, çamurdan, samanın sabırla yoğrulduğu, güneşin altında kuruyup hayata karıştığı evler… Her duvarında bir el izi, her köşesinde bir nefes saklıydı. O evler yalnızca barınak değildi; bir ömrün, bir sabrın, birlikte yaşama kültürünün sessiz hafızasıydı.

Sabahları kapılar erkenden açılırdı.

Güneş sadece “hayata” (bahçe) değil, insanların içine de doğardı. Bir kadının tandır başındaki emeği, komşunun sofrasına kadar uzanır; bir çocuğun gülüşü, bütün sokağın neşesi olurdu. Kimse yalnız değildi. Çünkü kalpler birbirine yakındı.

Kerpiç evlerin bir dili vardı.

Rüzgâr estiğinde konuşur, yağmur yağdığında susar, kış geldiğinde insanı içine çekerdi. Sobanın başında toplanan kalabalıklar, sadece ısınmak için değil, birbirini duymak, anlamak ve hissetmek için bir araya gelirdi. Sözler aceleye gelmezdi o zamanlar. Zaman yavaş akar, hayat insanın içine sindiği kadar yaşanırdı.

Sonra zaman yürüdü…

Kimse durduramadı.



Toprak evler, yorgun duvarlarıyla birer birer çöktü. Yerlerine beton yükseldi. Daha düzgün, daha yüksek, daha dayanıklı yapılar… Evet, çağ değişti. İnsan çoğaldı, ihtiyaçlar arttı, hayat hızlandı. Ve bu değişim, belki de kaçınılmazdı.

Çünkü zaman, geride kalanı beklemez.

İlerleme dediğimiz şey, bazen bir şeyi kazanırken başka bir şeyi sessizce alıp götürür.

Beton evler geldiğinde, sadece yapılar değişmedi.

Kapılar kapanmaya başladı. Pencereler artık manzaraya bakar oldu, komşuya değil. Aynı apartmanda yaşayan insanlar, birbirinin adını bilmez hale geldi. Katlar yükseldikçe, aradaki mesafe de büyüdü. Sesler azaldı, selamlar eksildi, sohbetler kısaldı.

Oysa kerpiç evlerin yıkılması sadece bir mimari değişim değildi.

Bir yaşam biçiminin, bir kültürün, bir “biz” duygusunun çözülüşüydü.

Ama bütün bunlara rağmen, bu dönüşümün önünde durmak mümkün değildi.

Çünkü insan, daha iyisini arayan bir varlık. Daha sağlamı, daha konforluyu, daha hızlıyı isteyen… Ve bu arayış, onu toprağın sadeliğinden betonun kesinliğine taşıdı.

Belki de mesele, neyin yıkıldığı değil; neyin korunabildiğidir.



Bugün o eski kerpiç evlerin önünden geçerken, çatlak duvarların arasından hâlâ bir sıcaklık sızar. Sanki geçmiş, tamamen gitmemiştir de sadece sessizleşmiştir. Bir pencerenin demirinde, bir kapının eşiğinde, bir avlunun tozunda hâlâ insan kalır.

Ve insan o an şunu düşünür:

Değişim kaçınılmazdır, evet…

Ama unutmak zorunda değiliz.




Beton evlerde de komşuluk kurulabilir,

yüksek katlarda da selam verilebilir,

kapalı kapıların ardında da sıcaklık yaşatılabilir.

Çünkü ev dediğimiz şey, duvarla değil, insanla kurulur.

Ve hangi çağda olursak olalım, o sıcaklığı yaşatmak yine bizim elimizdedir.

Toprak gitti belki…

Ama hatırası hâlâ ayakta


Yorumlar


bottom of page