top of page

Bir Ömrün Hikâyesi.....

Teyfe ve Hasan Parlak
Teyfe ve Hasan Parlak

Köyümüzün yaşayan hafızası sayılabilecek iki kıymetli insanı, 1934 doğumlu Hasan Amca ile 1943 doğumlu Teyfe Teyze’yi ziyaret ederek geçmişe doğru kısa ama derin bir yolculuğa çıktım. Bu satırlar, bir ömrün damıtılmış hikâyesidir.


Hasan Parlak, 1934 yılında Halil İbrahim ve Rübaba Parlak’ın beş çocuğundan ikincisi olarak dünyaya geldi. Çocukluğu; bir yanında Ağrı Dağı’nın vakur gölgesi, diğer yanında Aras’ın bereketli topraklarıyla yoğruldu. Okul sıralarında alfabeyi öğrenirken, daha o yaşlarda babasına ait yüzlerce küçükbaş ve büyükbaş hayvanın sorumluluğunu da omuzlarına almıştı. Onun günleri, çocukluğun saf neşesi ile alın terinin kutsallığı arasında sessiz bir türkü gibi akıp gitti.

 

Gençlik yıllarında kardeşi Süleyman ile birlikte meralarda hayvan güder, onların bakımını üstlenir; babasıyla birlikte tarlaların ekiminden hasadına kadar her aşamada çalışırdı. Ablası Matan, kardeşleri Sahipa ve Seriye ile birlikte beş kardeş, hayatın yükünü omuz omuza taşıyorlardı. Kız kardeşleri de bu emeğin bir parçasıydı. Günler böyle geçerken, gençliğin kıpırtısı yüreklerde kendini hissettirmeye başlamış; komşu kızlarına çekingen bakışlar atılır olmuştu. Ancak kader, söze dökülmemiş duyguların önüne askerlik çağını çıkardı. 1954 yılında Hasan, vatan borcunu ödemek üzere evinden ayrıldı.



Askerlik sürecinde sakin ve uyumlu mizacıyla üstlerinin takdirini kazandı. 24 ay sürecek görevinde, 18. ayında babasının isteğiyle izne geldi. Ailesi onu hasretle karşıladı. Annesinin hazırladığı yemekler, özlemin en güzel ilacı oldu. O gün, hem yorgunluğun hem mutluluğun verdiği huzurla uykuya daldı. Ancak bu izin, sadece bir dinlenme değil; hayatının yönünü değiştirecek bir dönüm noktasıydı.

           

Bir gün babası, “Hasan oğlum, askerliğin bitmek üzere. Artık evlenmen gerekiyor. Sevdiğin biri var mı? Kimi sana alalım?” diye sordu. Hasan hem utandı hem heyecanlandı ve evden çıktı. Akşama kadar köyde ve mahallede gezdi; gözü Teyfe’yi aradı. Aracılar vasıtasıyla Teyfe’ye ulaştı ve niyetinin ciddi olduğunu, kabul ederse annesiyle babasının istemeye geleceğini iletti. Teyfe de haber gönderdi: “Yarın öğleden sonra evimizin önünden geçsin, bir bakayım,” dedi.

            Hasan, yeşil gözlü, açık tenli, yakışıklı bir delikanlı olarak o saatte Teyfe’nin evinin önünden geçti. Teyfe gördü ve hoşlandı. “Göndersinler elçileri,” diye haber verdi. Teyfe, Yaycı Köyü’nün sevilen ve sayılan ailelerinden İskender ve Hacer Parlak’ın  1943 doğumlu, esmer güzeli kızlarıydı.

            Hasan annesine, “Ben komşumuzun kızı Teyfe’yi sevdim, gidin isteyin,” dedi. Rübabe  Hanım durumu eşi Halil İbrahim’e açtı. Kız tarafından randevu alındı ve istemeye gidildi. Kız babası işi biraz yokuşa sürse de, sonunda kızını hem tayfa mensubu hemde  akrabaları sayılan Halil İbrahim’in oğluna verdi.



O dönemlerde köyde “tayfacılık” yaygındı Soyadı Parlar olanlar Zaman uşağı, Yıldırım olanlar Hasan uşağı, Yıldız olanlar Ferhat uşağı, Mert olanlar Musa uşağı, Kılıç olanlar Garip uşağı, Özdemir olanlar Alğan uşağı, Koç olanlar Mustafa uşağı olarak bilinirdi. Ancak bu tayfacılık hiçbir zaman husumete sebep olmadı. Sadece muhtarlık seçimlerinde tatlı rekabet olurdu; o da demokratik bir şekilde sonuçlanırdı . köyün her dönemindeki sağ duyulu büyükleri Kız alıp vermeme  veya başka bir düşmanlık söz konusu olmasına izin her dönem olduğu gibi buğün de yarında  güzel köyüm Yaycı’nın   sağduyulu büyükleri gençleri (Bayan Erkek ) asla buna izin vermez.        

           

Halil İbrahim, yakışıklı oğluna iki gün iki gece nişan yaptı. Bahçede müzisyenler çaldı, yemekler verildi ve güzel bir törenle nişan gerçekleşti. Ancak Hasan nişanına doyamadan izni bitti ve kalan altı aylık askerliği için yeniden yola koyuldu. Bu altı ay Hasan’a, önceki on altı aydan daha zor geldi. Nişanlısının verdiği mendili yanından hiç ayırmadı. Süre sonunda, 1956 yazında terhis oldu. Köye döndüğünde babası kurbanlar kesip komşulara dağıttı, asker ziyaretine gelenlere yemekler verildi.

           

Hasan’ın aklında ise Teyfe vardı. Duvar komşusu olmalarına rağmen o gün göremedi. Sonra kaynata ve kaynanasının elini öpmeye gitti ve Teyfe’yi görerek hasret giderdi. O dönemde baş başa kalmak zordu; kız annesi Teyfe’yi yakın takibe almıştı.

           

Teyfe gençliğinde çok hareketli ve çalışkandı. Babasına her işte yardım eder, iyi bir at sürücüsü olarak köydeki yerleri kontrol eder, tarlada çalışırken babasına yemek ve su götürürdü. Hasan annesine, “Bu böyle olmaz, Düğünümüzü yapın,” diye ısrar etti. Rübaba Hanım durumu Hacı Halil İbrahim’e iletti ve 1956 yılının kışında düğün kararı alındı. Üç gün üç gece süren düğün yapıldı. Toycular, aşçılar, eğlenceler… Hasan ve Teyfe için unutulmaz bir düğün oldu.

            Düğünden  birkaç gün sonra sonra adettendir gelin ve damat, aile büyüklerine el öpmeye giderdi. Hasan ve Teyfe de Zaman uşağının büyüğü H. Kurban Parlak’a el öpmeye gittiler. Dönüşte Teyfe geline bir koç hediye edildi. Hasan ve Teyfe büyük bir mutlulukla evlerine döndüler.


Teyfe Teyze  Anılarım  var dedi ve anlatı

 “Bir gün ata binmek istedim. Atı çıkardım, eyerledim ve evden çıktım. Kaynatam beni gördü, çok hoşuna gitti, selam verdi. Ben de mutlu oldum. Ama ileride Hasan beni gördü ve kızdı. Çok üzüldüm. O günden sonra bir daha ata binmedim.”


Ayrıca Teyfe teyze O dönemler kışlık etlik hazırlardı Hayatta 7 camış, 20 inek ve 200–250 koyun vardı. Kışlık için her yıl kaynatam 14 koyun keserdi. Etleri bölmek için köyümüzden Ekber Çavuş, Haşim (Bığlı Haşim) Parlak ve Mehmet Parlak yardıma gelirdi. Bu işlem birkaç gün sürerdi. diye anılara gitti.


Hasan ve Teyfe’nin  evliliklerinden  1959 yılından itibaren 13 çocuk dünyaya geldi. İkisi doğumda vefat etti. Vefat edelerin Hangi tarihlerde olduğu sorduğumda  hatırlamadıklarını söylediler,  Çocukları Sırası ile Tüncay, Rahile, Rahime, Sevgi, Rahim, Hayat, İmran, Duygu, Besti, Yeliz ve Elav.

            Hasan amcanın  annesi ve babası vefat etti. Ve ailenin büyüğü oldu erkek ve kız   Kardeşleri evlenip ayrıldı. Baba ocağı Hasan  amca ve Teyfe teyzeye yönetiminde baba ocağının var olmasını sürdürdüler  Zaman geçti, çocuklar büyüdü, ve bir bir  evlendi ve yuvalarını kurdu. Bu arada Hasan amca hac görevini yerine getirdi. Köyde artık ona “Hacı Hasan” denmeye başlandı.





Bugün 93 yaşında Yaşlılığa bağlı rahatsızlıklar dışında kronik bir hastalığı yok. Kendileri, çocukları, gelinleri, damatları ve torunlarıyla yaklaşık 50 kişilik büyük bir aile reisliğini yapıyor.

            Bir zamanlar 5 odalı evdeki curcuna yerini sessizliğe bırakmış durumda. Şimdi o evde karı koca hayatlarını sürdürüyorlar. İhtiyaçlarını Çocuklarından Tüncay ve Rahile  evlenip köyde ikamet etmektedirler ve anne ve babalarının  en  iyi bir şekilde hem kendileri hem de çocukları ilgileniyorlar



Hasan ve Teyfe Parlar Şener Yıldırım ile...
Hasan ve Teyfe Parlar Şener Yıldırım ile...

            Evlerini bana açan Hacı Hasan ve Teyfe   Parlak çiftine ve ayrıca bana eşlik eden Rahile ablamıza sonsuz teşekkür ederim. Köyümüzün şu an en yaşlı çifti olan bu güzel insanlara sağlıklı ve huzurlu ömürler diliyorum.

Bu satırları yazarken defalarca duygulandım.

Çünkü şunu farkettim ;  Bugün ziyaret ettiğim bir dede ve nine, aslında yarınki hâlimizdir.Onların yalnızlığına ortak olmak, kendi geleceğinize saygı göstermektir. Ve sizlere küçük bir ricada bulunuyorum:

             Sadece ailenizin veya akrabanızın değil, çevrenizdeki yaşlı kim varsa hiçbir ayrım göstermeden ziyaret edin inanın ziyaretten sonra çok mutlu ve huzur duyacaksınız.Bir çalınan kapı, bazen bir ömrü aydınlatır.                                                       

                                                                                                 Saygılarımla,    Şener Yıldırım

Yorumlar


bottom of page