Bir Köyün Sessiz Bilgesi : Molla Bahtiyar...
- Şener Yıldırım

- 3 gün önce
- 7 dakikada okunur

Bazı insanlar vardır; sessizce yaşar ama dokunduğu her hayatta iz bırakır. Molla Bahtiyar da ömrünü gösterişe değil, insanlara ve inancına adamış bir isim


Bu yazımın konusu, köyümüzün âlimlerinden Molla Bahtiyar Kamacı…
1944 yılında, Tuzluca’nın Buruksun (Sükü) köyünde dünyaya geldi Bahtiyar. Mehmet ve İpek Kamacı çiftinin altı çocuğunun en küçüğüydü; evin son beşiği… Bu yüzden belki de daha doğduğu andan itibaren ayrı bir sevgiyle, ayrı bir itinayla büyütüldü.
Çocukluk yılları, köyün toprak kokan yollarında, yaşıtlarıyla oynayarak geçti. Ama onun içinde, diğerlerinden farklı bir düşünce filizleniyordu. Daha küçük yaşlarda, dünyanın gelip geçici olduğunu sezmeye başlamıştı. Ona göre asıl hayat, ölümden sonra başlayacak olan o ebedî âlemdeydi; sonu olmayan, bitmeyen bir varoluş…
Bir gün, bu düşüncelerini daha fazla içinde tutamadı. Babasının yanına gidip kararlı bir sesle konuştu:“Baba, ilim öğrenmek istiyorum… Hem kendim için, hem de insanlara faydalı olmak için.”
Bu sözler, bir babanın yüreğinde duyulabilecek en güzel isteklerden biriydi. Mehmet Bey, oğlunun bu arzusuna kayıtsız kalmadı. Onu köyün Mollası Hacı Sefer’in köyde vermiş olduğu Kur’an derslerine götürdü.
Bahtiyar’ın öğrenmeye olan isteği kısa sürede fark edildi. Hacı Sefer, bu çocuğun sıradan olmadığını anlamıştı. Bir gün Baba Mehmet Bey’e şöyle dedi:“Oğlun çok zeki ve gayretli. İlkokulu bitirene kadar benim yanımda kalsın. Sonrasında onu Yaycı köyünde bulunan Hacı Emrah’ın (Ağunt)yanına gönder. O, bu yolda çok kıymetli bir âlimdir.”
Bir babanın gururu, o gün Mehmet Bey’in yüzüne yansımıştı. Eve döndüğünde bu güzel sözleri eşi İpek Hanım ve diğer çocuklarıyla paylaştı. Ailece karar verildi: Bahtiyar hem okul okuyacak hem de ilim yolunda ilerleyecekti.
Bahtiyar, 1951 yılında köyünde ilkokula başladı. Kısa sürede derslere uyum sağladı. Öğretmeni onun zekâsını ve çalışkanlığını fark etti. Bir gün babasına şöyle dedi: “Oğlunuz çok akıllı bir çocuk. Her şeyi çabucak kavrıyor. Arkadaşlarıyla da çok iyi geçiniyor. Onunla gurur duymalısınız.”
Bahtiyar, bu övgüleri boşa çıkarmadı. Başarılı bir eğitim sürecinin ardından ilkokulu bitirdi.
Yıl 1957 Henüz 13 yaşında bir çocuktu ama kalbinde büyük bir kararlılık taşıyordu. Yine babasının karşısına çıktı: “Ben dini eğitimimi daha da ilerletmek istiyorum,” dedi.
Mehmet Bey, vakit kaybetmeden onu Yaycı köyüne, Hacı Molla Emrah’ın yanına götürdü.
Hacı Molla Emrah’ın çocuğu yoktu. Belki de bu yüzden öğrencilerine yalnızca talebe gözüyle bakmaz, onlara bir evlat gibi yaklaşırdı. Öğrenciler de ona bir hoca olmanın ötesinde, bir baba gibi saygı duyardı.
O yıllarda hayat sadeydi. Süt, peynir, yumurta… Her şey emekle, alın teriyle elde edilirdi. Hoca efendinin de hayvanları, tarlası vardı. Bu düzenin bir parçası olarak öğrenciler sadece ders görmez; bahçede çalışır, hayvanlara bakar, emeğin kıymetini yaşayarak öğrenirdi.

Bu ilim halkasında yetişenler yalnızca Bahtiyar değildi. Aynı dönemde eğitim alan ve günümüzde halk arasında âlim olarak tanınan nice isim vardı: Molla Sefer, Molla Mir Suca, Molla Ahmet, Molla İzzet, Molla Selahattin, Merhum Molla Akil, Al köseli Molla Selahattin ve Taşlıcalı Molla Fürudun …..
Ve Bahtiyar…O da bu yolun yolcusu olmuştu artık. Sessiz, derin ve kararlı bir yürüyüş başlamıştı onun için…
Bahtiyar, Hacı Molla Emrah’ın yanında geçen yıllar boyunca yalnızca ders almadı; sabrı, disiplini ve ilmin ağırlığını da öğrendi. Beş yıl boyunca Farsça ve Arapça üzerine yoğunlaşarak kendini geliştirdi. Artık hocasının gözünde sadece bir talebe değil, olgunlaşmış bir ilim yolcusuydu.
Bir gün Hacı Molla Emrah hocası onu yanına çağırdı. Sözlerinde hem gurur hem de vedaya hazırlanan bir ses vardı: “Bahtiyar evlat… Annen baban seni bana emanet etti. Bu zamana kadar bana hiç zorluk çıkarmadın. Ben de hanımım da senden razıyız. Allah da senden razı olsun. Ama şimdi vakit başka bir vazifenin vakti… Askerlik.
Muhtar belgeni gönderdi. Yarın birlikte Iğdır’a gidelim, işlemlerini yapalım. Bu kutsal görevi yerine getir, sonra kaldığımız yerden devam ederiz.”
Bu sözler Bahtiyar’ın içinde yeni bir heyecan uyandırdı. Farklı bir şehir, farklı insanlar… Ve en önemlisi, vatanına hizmet etme görevi… Sabah olduğunda hocasıyla birlikte yola çıktı. Iğdır’da işlemlerini tamamladıktan bir müddet sonra Ailesiyle vedalaşıp yola koyulduğunda içinde hem hüzün hem de gurur vardı. Jandarma Timi olarak Tunceli’nin Hozat ilçesine, acemi birliğine katıldı. Acemilik sürecini sorunsuz tamamladı. Ardından izin kullanmadan Malatya’nın Arguvan ilçesindeki usta birliğine geçti. Görevini titizlikle yaptı, nöbetlerini aksatmadı. Disiplini ve karakteri sayesinde komutanlarının takdirini kazandı. İki yılın sonunda, görevini alnının akıyla tamamlamış bir jandarma timi olarak terhis edildi.

Iğdır’a döndüğünde ailesiyle hasret giderdi. Ama onun yolu belliydi. Kısa süre sonra yeniden hocası Hacı Molla Emrah’ın yanına döndü. Bir müddet sonra içinde büyüyen bir arzuyu hocasına açtı: “Hocam… İran’a gitmek istiyorum. Tahsilimi daha ileriye taşımak istiyorum.”
Hocası bu isteği memnuniyetle karşıladı.
Bu karar, Bahtiyar’ın hayatında yeni bir kapı açacaktı.

Bahtiyar İran’da
Bahtiyar’ın İran’a gideceğini duyan Tuzluca’nın Ekerek köyünden Molla Muhammet Kıtay da ona katılmak istedi. Bahtiyar bu teklifi sevinçle kabul etti. 1966 yılında birlikte İran’ın Hoy şehrine gittiler.
Bir yıl boyunca burada eğitim aldılar. Ancak Bahtiyar, aldığı eğitimin kendisini tam anlamıyla tatmin etmediğini fark etti. Bu seviyedeki bilgileri zaten hocası Molla Emrah’tan almıştı. Durumu arkadaşına açtı. Birlikte daha büyük bir ilim merkezi olan Tebriz’e gitmeye karar verdiler.
Tebriz’de aradıklarını buldular. Eğitimleri daha derin, daha doyurucuydu. Her şey yolunda gidiyordu… ta ki 1967 yılında gelen o acı habere kadar…
Annesi… İpek gibi yumuşak kalpli annesi… vefat etmişti.
Sınırlar, şartlar ve zorluklar yüzünden cenazeye katılamadı. Bu acı, yüreğinde derin bir boşluk bıraktı. Ama o, annesine olan bağlılığını her gün okuduğu Kur’an ve kıldığı namazlarla yaşatmaya devam etti.
Yıllar geçtikçe kardeşleri birer birer evlenip yuva kurdu. Babası yalnız kaldı. Sert geçen kışlar ve ilerleyen yaşı nedeniyle Yaycı köyündeki akrabası olan Seyran Halasının yanına taşındı. İşte o günlerde, Bahtiyar’ın kaderini değiştirecek bir gelişme yaşandı.

Babası Mehmet , Seyran Halasının Oğlu Mehdi Koç’un kızı Nazire’yi fark etti. Ahlakı ve duruşuyla dikkat çeken bu genç kızın Bahtiyar’a uygun olacağını düşündü. Aileler konuştu, değerlendirdi… Ve sonunda karar verildi: Nazire, Bahtiyar’a istenecekti.
Babası Mehmet bey İran’da olan Bahtiyar’a haber gönderir “acele Yaycı’ya gel” diye bahtiyar haberi alır çok merak eder hayırdır inşallah der durumu Arkadaşı Muhammed’e anlatır ve yolla çıkar Iğdır’a gelir “Oğlum, ben yaşlandım ablaların abilerin evlendi dünya gözüyle senide evlendirmek istiyorum diye sesledim” evlilik haberini aldığında şaşkındı. Hayatını ilme adamıştı; evlilik düşüncesi zihninde hiç yer etmemişti. Ama babasının sözleri karşısında saygıyla başını eğdi: “Siz uygun gördüyseniz, bana da kabul etmek düşer.”
Nazire ile kısa bir görüşme yaptılar. O an, iki hayatın kesiştiği andı. Karar verildi. Nişan yapıldı.

Bahtiyar yeniden İran’a döndü.
1968 yılında ikinci büyük acıyı yaşadı: Babası Mehmet Bey vefat etmişti.
Geç Haber aldığı için babasının cenazesine de gidemedi… Yine vedasını uzaktan yapmak zorunda kaldı.Ama dualarını eksik etmedi.
1970’li yılında yaycıdan Akil Yıldız, Emir ve Türkiye’den başka insanlar da İran’a dini eğitim almaya gelirler ama İran’daki şartlar zorlaşmaya başlamıştı. Yeni gelen öğrenciler oturum izni almakta güçlük çekiyordu. Bahtiyar bu duruma çözüm aradı. Arkadaşlarını topladı ve yeni bir yol önerdi:
“Irak’ın Necef şehrine gidelim. Orada büyük âlimler var. Hem eğitimimize devam ederiz hem de yeni bir imkân buluruz.”
Teklif kabul edildi.
Bahtiyar Irak’ta
Bahtiyar dört arkadaşıyla beraber ırak’ a giderler ve dini eğitim kurumlarına müracaat ederek Türkiye’den geldiklerini kurumunuzda dini eğitim almak istediklerini beyan ederler kurumlar bu çiçeği burnunda genç molla adaylarının taleplerini kısa bir sürede değerlendirip ve kabul edilirler..
Bahtiyar’ın liderlik yönünü de ortaya çıkardı. Sadece kendisi öğrenmiyor, öğrendiklerini arkadaşlarına da aktarıyordu.
Ancak acılar peşini bırakmıyordu.
Bu kez de manevi babası, hocası Hacı Molla Emrah’ın vefat haberini aldı.
Yine gidemedi…
Bu acıyı da içine gömdü.
1975 yılında eğitimini tamamladı. Artık o, “Molla Bahtiyar”dı.
Molla Bahtiyar Türkiye’de
Almanya’dan izne gelen kayınpederinin yanına gelir. Anne ve babası olmadığı için tüm düğün hazırlıklarını kayınpederi Mehdi üstlenir. Molla Bahtiyar ile Nazire’nin düğünü, Yaycı köyünde dini törenle yapılır.
Düğün sona erdiğinde Molla Bahtiyar kararlıdır: “Ne olursa olsun eşimi baba evine gelin olarak götüreceğim,” der. Kayınpederi Mehdi de bu isteği olgunlukla karşılar.

O dönemin ulaşımlarından olan Traktörle gelin ve damat ve çeyiziyle birlikte düğünden sonra traktörle Tuzluca’nın Buruksu (Sükü) Köyü’ne, yani baba evine doğru yola koyulurlar. Köye varışları büyük bir coşku ve sevinçle karşılanır.
Birkaç hafta boyunca çiçeği burnunda evliler, baba evinde yeni hayatlarına alışmaya çalışır. Ancak zaman hızla geçer. Kayınpeder Mehdi’nin izni sona ermek üzeredir. Ailesiyle birlikte yeniden Almanya’ya dönme hazırlıkları başlar,
Kayın peder Mehdi, Molla bahtiyara “ benim izinim bitti birkaç gün içinde döneceğim gelin” diye haber gönderir
Bahtiyar çifti de bu çağrıya uyarak tekrar traktörle yeniden yola çıkar ve geldikleri yer olan Yaycı’ya geri dönerler. Böylece, kısa ama unutulmaz bu yolculuk, hayatlarının en özel hatıralarından biri olarak geride kalır.
Köy halkı onu bekliyordu. Yıllarca ilim tahsil etmiş bu genç âlimi kendi mollaları olarak görmek istiyorlardı.
Ancak O yıllarda köyün mollalığını Molla Hasan ve Mir Ali Ekber Ağa yürütüyordu. (Her ikisini de rahmet ve saygıyla anıyorum.) Ancak köylüler, Molla Bahtiyar’ın bilgisini ve duruşunu çok beğenmişti. Ona sürekli, “Yaycı’dan gitme, burada kal, bizim hocamız ol,” diye ısrar ediyorlardı.
Bu samimi ve ısrarlı tekliflere daha fazla kayıtsız kalamayan Molla Bahtiyar, Nezaketini elden bırakmadan Molla Hasan ve Mir Ali Ekber Ağa dan konuşarak Yaycı köyünde kalıp mollalık yapmayı kabul eder.

Aradan bir yıl geçer. Köyün değerli isimlerinden Molla Akil Ağa (onu da rahmet ve saygıyla anıyorum) eğitimini tamamlayıp köye geri döner. Böylece Molla Bahtiyar ve Molla Akil Ağa birlikte köyün hocalığını üstlenirler.
O dönemlerde köylerde yetişmiş molla sayısı oldukça az olduğundan, Molla Bahtiyar Ağa’ya çevre köylerden sık sık davetler gelir. Ancak onun bir şartı vardır: Nereye giderse gitsin, Molla Akil Ağa da kendisiyle birlikte gelecektir. Bu şart, davet edenler tarafından da memnuniyetle kabul edilir.
Böylece önce kendi köyleri Yaycı’da, ardından çevredeki birçok köyde ve nihayetinde Hacı Celil Camii’nde uzun yıllar boyunca birlikte görev yaparlar. Bu birliktelik, hem köy halkı hem de kendileri için huzur ve mutluluk dolu bir dönemin kapısını aralar.
Ta ki o acı gün gelene kadar…
Çocukluk, okul, yol ve kader arkadaşı Molla Akil’in vefatı, Molla Bahtiyar’ı derinden sarstı. (Bende buradan molla akil hocamıza komşuma Allahtan rahmet diliyorum)
Kamacı Ailesi
Molla Bahtiyar ile Nazire’nin kurduğu yuva, 1976 yılında dünyaya gelen ilk çocukları Salih ile taçlanır. Ardından aileye sırasıyla Salihe, Tevekkül, Melisa ve İbrahim katılır. 1981 yılında doğan Vedat’la birlikte aile, dört erkek ve iki kız olmak üzere altı evlatlı, kalabalık ve bereketli bir yuvaya dönüşür.
Artık Molla Bahtiyar, sekiz kişilik bir ailenin sorumluluğunu omuzlarında taşımaktadır. Büyük bir özveriyle çalışır, çocuklarının eğitimine önem verir ve onların geleceğini en iyi şekilde kurabilmek için elinden geleni yapar.
Çocuklar da babalarının emeğinin ve toplumdaki saygın konumunun farkında olarak büyür; bu bilinçle hareket edip örnek evlatlar olurlar.
Yıllar geçer, çocuklar birer birer büyüyüp kendi yuvalarını kurarlar. Evden ayrılmış olsalar da aile bağları hiç kopmaz. Iğdır’da yaşayan Tevekkül ve Vedat, hafta sonları kendi çocuklarıyla birlikte anne ve babalarını ziyaret eder; onların ihtiyaçlarını karşılar, torunlar da dedeleri ve nineleriyle vakit geçirmenin mutluluğunu yaşar.
Bugün Molla Bahtiyar ve Nazire çifti; altı evlat, on dört torun ve iki de neticeyle birlikte yirmi dört kişilik büyük bir ailenin temelini oluşturmaktadır.
Ve Bahtiyar…
Hâlâ o ilk günkü gibi…
Sessiz, vakur ve derin…
Bir ömür ilme adanmışlığın, sabrın ve sadakatin hikâyesi olarak yaşamaya devam ediyor.
Molla Bahtiyar, sohbetimizin sonunda şöyle dedi:
“Hadis-i kudsîde buyrulmuştur ki: Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır; Allah’ın gazabı ise anne ve babanın gazabındadır. Anne ve babasını razı etmeyen, Allah’ı razı edemez. Allah’ın rızasını kazanamayan evlat ise cennete giremez.
Anne ve babasına karşı gelen, onları inciten, onlara bakmayan evlat; cennetin kokusunu dahi alamaz, ona yaklaşamaz…”
Ben de Molla Bahtiyar hocamıza, bana vakit ayırdığı ve çay eşliğinde yaptığımız o güzel sohbet için kendisine; ayrıca kıymetli eşi Nazire Hanım’a teşekkür ediyorum.
Hayatlarının bundan sonraki döneminde kendilerine sağlık, huzur ve uzun ömürler diliyorum.
Şener yıldırım
NOT: Molla, İslam dünyasında özellikle dini eğitim almış, medresede okumuş veya dini ilimlerde bilgili kişilere verilen bir unvandır.
Kelime kökeni Farsçadır ve tarih boyunca farklı bölgelerde farklı anlamlarda kullanılmıştır



Yorumlar