Eksilerek Çoğalan Kadın; EZO
- Şener Yıldırım

- 13 Şub
- 5 dakikada okunur
Bazı insanlar kendi hayatını değil; ailesinin hayatını büyütür.Sessizce eksilir, fark edilmeden çoğalırlar. Onlar kahraman değildir belki, ama bir ailenin ayakta kalma sebebidir. Ezo işte böyle bir kadındır.

Eğer bana vefanın tanımı sorulursa, size hiç duraksamadan Azize Mert demek isterim.ve size köyde ailesi dahil herkes “EZO” dediği için namıdiğer Ezo’dan bahsedeceğim ve yazımın tamamında onu bu güzel ismiyle anacağım.
Ezo, 1960 yılında Iğdır’ın Yaycı köyünde; köyümüzün neşeli adamı, kasabı, toplu yemeklerimizin maharetli aşçısı Celal Mert ile güler yüzlü, hoşsohbet, iyi niyetli ve renkli simalarından Fatma Mert’in (namıdiğer Fato Hala) ilk çocuğu olarak dünyaya gelir. Ezo, üç kız ve dört erkek olmak üzere yedi kardeşiyle büyür. Evin en büyüğü olduğu için kardeşlerini her daim koruyup kollar; öyle ki köyde kardeşlerine bir yanlış yapan olursa Ezo, karşılığını misliyle verir. Bu yüzden de kimse kardeşlerine bulaşmaya cesaret edemez.

1969 yılında babası tarafından köydeki ilkokula yazdırılır. Birinci sınıfı başarıyla tamamlar ancak bu süreçte sadece öğrenci değildir; evin ve tarlanın tüm işlerine koşturur. Yaz tatillerinde hayvanlarla ilgilenir, annesine ev işlerinde yardım eder, tarlada çapa yapar ve pancar sökme işlerinde en önde yer alır. Yaz biter, okul başlar. İkinci sınıfa geçtiğinde de evdeki ve tarladaki o üstün gayretini derslerine yansıtır. Dönemin öğretmeni Yusuf Hoca’dan her gün "aferin"ler, takdirler alır.
İkinci sınıfı da başarıyla bitirdikten sonra yine bir yaz tatili tarla ve ev işleriyle geçer. Okul dönemi geldiğinde annesi Fato Hala, "Okula gitmeyeceksin! Ben okudum da ne oldu? Bak, 5. sınıfı bitirdim, halim bu. Asla okul yok!" diyerek son noktayı koyar. Durumu fark eden Yusuf Öğretmen, Ezo’yu tekrar okula kazandırmak için eve kadar gelip çok ısrar etse de Fato Hala geri adım atmaz. Böylece Ezo’nun eğitim serüveni, henüz 2. sınıftayken noktalanmış olur.

Artık evin tüm sorumluluğu 9-10 yaşındaki bu küçük kızın omuzlarındadır. Kendisine yıllar sonra, "Neden bu kadar küçük yaşta bu yükü aldın, çocukluğunu yaşasaydın ya?" diye sorduğumda bana şu etkileyici cevabı verdi:
"Haklısın, ben de isterdim okumayı, çocuk olmayı... Ama bir gün babam Iğdır merkeze gidecekti, annem evin ihtiyaçlarını söyledi. Babam gitti, bir müddet sonra döndüğünde gördük ki şeker istemişiz un almış, soğan istemişiz patates almış. Sorduğumuzda 'Unuttum, bende bunlar da ev ihtiyacıdır diye aldım' dedi. İşte o gün anladım ki bu işleri birinin çekip çevirmesi gerek."
Ezo, 1993 yılına kadar köyde, tarlada, evde ve her türlü alışveriş işinde organizasyonu üstlenir. Bu arada serpilir, güzel bir genç kız olur. Köyden talipleri çıksa da hem yarım kalan okulu hem de kardeşlerine olan sorumluluk duygusu nedeniyle hepsini reddeder. Aile nüfusu bir kardeşinin evlenmesiyle 10 kişiyi bulunca, Ezo köydeki hayatın artık herkesi zorladığını fark eder. O dönem köyden İstanbul’a göç edenlerden esinlenerek kararını verir: "İstanbul’a gideceğim!"
1993 yılında bir erkek kardeşini yanına alarak gurbete çıkar. İstanbul’da bir ev kiralarlar ve tekstil işinde çalışmaya başlarlar. Ezo, çalışırken bir yandan da "Kendi işimizi nasıl kurarız, nasıl daha çok kazanırız?" diye planlar yapmaktadır. Çocukluğundaki o disiplinli ve çalışkan tavrını işine de yansıtır. Patronunun işçi alacağını duyduğunda hemen görüşür; "Kardeşlerim var," der ve kademeli olarak diğer kardeşlerini de İstanbul’a, yanına getirir.

1995 yılında bir tesadüf eseri satılık bir çelik kapı ve mutfak dolabı imalathanesi görür. Oturur kardeşleriyle durumu değerlendirir ve Hiç vakit kaybetmeden müşteri olurlar ve orayı satın alırlar. Artık düzen kurulmuştur: Erkek kardeşler imalatta, iki kız kardeş tekstilde çalışır; anne Fato Hala ev işlerini yürütürken, baba Celal Emi de ona yardım eder. Tüm aile hayatlarından memnundur.
Ezo’ya evlilik teklifleri gelmeye devam eder. Bir gün bir tanıdığı, evde sadece annesiyle olduğu bir anı kollar ve niyetini açar. Fato Hala, eski tavrını sürdürür: "Asla olmaz! Bizi buralara o getirdi, o olmazsa biz ne yaparız?" diyerek reddeder. Ezo, ailesine olan vefası nedeniyle yine "Yok" der ve evlilik defterini bir daha açmamak üzere kapatır. Artık kendini tamamen işine ve ailesine adamıştır. Evin tüm muhasebesi ondadır, parayı o yönetir ve bu süreçte oturdukları evi satın alırlar.

1997 yılında, İstanbul’a ilk birlikte geldiği kardeşi evlenir ve Zehra adında bir kızı dünyaya gelir. Ancak kısa süre sonra anne ve baba boşanır; Zehra bebek, babasının, dolayısıyla babaannesi ve halası Ezo’nun kucağında kalır. 2004 yılına gelindiğinde, ailenin direği Celal Emi vefat eder. Bu, çekirdek ailenin ilk yaprak dökümüdür. Hayat devam eder, diğer kardeşler de birer birer evlenip kendi yuvalarını kurarlar. Ve 1999 yılında yaşanan depremden dolayı işler zorlaşır, imalathaneyi kapatmak zorunda kalırlar ve herkes bireysel olarak çalışmaya başlar.

2009 yılına gelindiğinde evde sadece anne, yeğen Zehra ve Ezo kalmıştır. Ezo artık tek başına çalışmaktadır. Zehra okula başlar ve halasının emeklerini hiç boşa çıkarmaz; her yıl okuldan takdirle döner. Mahalle esnafının göz bebeği olur. Karne günü geldiğinde esnaf "Zehra durumlar nasıl?" diye sorar; Zehra takdir belgesini gösterince dondurmalar toplanır, evde babaanneyle keyifle yenir. Zehra, 2018 yılında ÖSYM sınavında büyük başarı göstererek Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü kazanır. Evde büyük bir sevinç vardır; "Kaymakam olacak" hayalleri kurulur. Zehra, üniversiteyi de tıpkı ilkokuldaki gibi dereceyle, hiç yıl kaybetmeden 2021’de bitirir. Ancak ne yazık ki iş imkanları beklendiği gibi olmaz ve hemen işe giremez.

Ezo artık 60 yaşına gelmiştir ve doğduğu topraklara dönme arzusu ağır basar. Bu düşüncesini annesi ve yeğeniyle paylaşır. Her ikisi de onay verince 2021 yılında Iğdır’a dönerler, merkezden bir ev alıp yerleşirler. Zehra artık "Siz durun, ben çalışacağım," der ve akrabalarının yanında işe başlar. Fato Hala ve Ezo, yılların hasretini köy gezileri ve akraba ziyaretleriyle giderirler.

Her şey yolunda giderken 2023 yılının Ocak ayında aileden ikinci yaprak düşer; anne Fato Hala artık yoktur. Ezo için hala-yeğen ilişkisi bitmiş, "anne-kız" serüveni başlamıştır. Bu baş başa kalma hali çok sürmez; bir yıl sonra, 2024’te Zehra’ya bir talip çıkar. Ezo, annesinin yerine elçi karşılar. Iğdır’ın Evci köyünden Mustafa ve Şahsanem Cankaya’nın üniversite mezunu biricik oğulları Ramazan ile Zehra evlenir.

Önce hala, sonra anne olan Ezo, şimdi de kayınvalide olmuştur. Ramazan PTT’de, Zehra ise özel bir şirkette çalışmaktadır. Ezo, "Çok mutluyum, Zehra benim hayat kaynağımdı. Damadım Ramazan da hem kendisi hem ailesiyle saygıdeğer insanlar. Onlara böyle bir evlat yetiştirdikleri için teşekkür ediyorum. O artık benim de evladımdır," diyerek
mutluluğunu dile getirir.

66 yıl önce başlayan bu yolculukta, Ezo şimdi kalabalık bir aile ortamından sonra temiz ve şirin evinde hayatını yalnız sürdürüyor. Ama bu yalnızlıktan kimse olumsuz bir anlam çıkarmasın; felsefe bize der ki; yüreği sevgiyle dolu olan insan, asla yalnız değildir. O anne ve babasından miras kalan neşesini hiç kaybetmedi. Şimdi İran’a, Irak’a dini ziyaretlere gidiyor, akrabalarıyla sürekli iletişim halinde kalıyor. Onu ziyaret ettiğim kısa süre içinde bile telefonları hiç susmadı.
Hayat, sadece nefes alıp vermek değil, geride bıraktığın izlerin derinliğidir. Ezo, kendi hayatını bir başkasının hayatına feda ederken aslında ölümsüz bir vefa abidesi dikti.
Ezo kardeşimize, bu mert yüreğine yaraşır; huzur, sağlık ve ruhunun dinginliğinde uzun bir ömür diliyorum.


Yorumlar